Başbakan'ı kim dinledi?

Güncel 30.12.2012 - 17:58, Güncelleme: 30.12.2012 - 17:58 982+ kez okundu.
 

Başbakan'ı kim dinledi?

AK Parti iktidarının bu süreçte en büyük desteği Gülen Hareketi’nden aldığı ise kuşkusuz bir sır değildir. İşte golabal ölçekli bu vizyonu-projeksiyonu-stratejiyi bozmanın yolu olarak bazı ülkeler Gülen Hareketi ile AK Parti arasındaki insicamı bozmayı hedeflemiş olabilirler.
 Sizce de soru bu mu olmalı? Bence hayır. Soru şu olmalı. Kim ya da kimler ve de hangi nedenlerle, uzunca bir   süredir , cemaatle hükümetin arasını bozacak operasyonlara girişmektedir? En başından beri sorulması gereken buydu. Geç kalındı. Kalpler kırıldı, güven  duygusu  zedelendi. Sorunun yanıtını vermek için, Türkiye’nin, AK Parti iktidarının ve Başbakan Erdoğan’ın  dünya   sistemi  içerisinde ne anlama geldiğini iyi analiz etmek gerekiyor. 11 Eylül ile birlikte ABD Dışişleri ve akademik çevrelerinde ‘İslam  Dünyası ’ ile ilgili iki görüşün mücadelesine tanık olduk.  Bir  görüş İslam’ın demokrasi ile uzlaşmaz olduğu iddiasından hareketle, İslam  dünyasının demokratikleşmesi yönündeki çabalara karşı çıkıyordu. Bu görüş sahipleri hala yüksek sesle tezlerini dillendermeye devam ediyorlar. Karşıt görüş ise, İslam ve demokrasinin aslında çatışmadığını ileri sürüyor, ABD ve Batı  dünyasının  müslüman ülkelerin  demokratikleşmesi yönündeki çabalarına  destek  veriyordu. AK Parti iktidarı son 10 yıllık performansıyla işte bu ikinci görüşün uygulanabilir olduğunun kanıtı oldu. Müslüman ve demokrat  bir  partinin, son derece başarılı  ekonomi  yönetimiyle, İslam  dünyasına  örnek olması böylelikle mümkün olabilirdi. AK Parti iktidarı, Arap Baharının başladığı dönemde bu bölgedeki muhalif hareketlerin can simidi oldu. Arap Baharı  süreci  kuşkusuz bu bölgenin  sadece  demokratikleşmesi  süreci  değildir. Dikkatli  bir  gözle incelendiğinde , ABD’nin aslında 11 Eylül’den bu yana yapmış olduğu tehdit  değerlendirmesinin  aslında ekonomik  temelli olduğu ve bu  değerlendirmeye  göre uzun vadede Çin’in ABD’nin  ekonomi   güvenliğini  tehdit ettiğini ve ABD’nin de Çin’in  enerji  kaynaklarını kontrol etmeye matuf stratejiler  geliştirdiği   rahatlıkla görülebilir. Suriye’nin kaybedilmesi Rusya için  bir  daha dönememek üzere Akdeniz’den kopma anlamına  gelirken , Çin açısından ise, en önemli  enerji  kaynağı İran’ın ABD’nin eline düşmesi ihtimali anlamına geliyor. Arap Baharı  sürecinden  rahatsızlığını gizlemeyen bir önemli aktör daha var. O da İsrail’dir. İsrail ve ABD’nin Ortadoğu vizyonları son bir kaç yıldır net bir şekilde ayrışmaktadır. İsrail açısından önemli olan bölgesel güvenlik iken, ABD için önemli olan biraz önce değindiğim gibi ekonomik güvenliktir. ABD söz konusu jeopolitik ayrışmada, İslam dünyasını yanında görmek istemektedir. ABD bölgedeki demokratikleşmeyi ve serbest piyasa ekonomilerinin gelişmesini bu yüzden desteklemektedir. Çünkü serbest piyasa ekonomileri ancak demokratik ülkelerde gelişebilir. Zira İslam dünyası ABD için aynı zamanda bir pazardır. Sermayenin oligarşik elitlerin elinden yavaş yavaş orta sınıfa akması pazarın gelişmesini sağlayacaktır. Refah düzeyinin arttığı İslam dünyasında, radikalizasyonun da önüne geçilebilecektir. ABD’nin vizyonu kabaca budur. Arap Baharı süreci de bu vizyona son derece uygun düşmektedir. İşte bu süreçte bir rol model haline gelen AK Parti iktidarı, Ortadoğu’da ve Avrasya’da ABD’nin en önemli müttefiki haline geldi. AK Parti iktidarının bu süreçte en büyük desteği Gülen Hareketi’nden aldığı ise kuşkusuz bir sır değildir. İşte golabal ölçekli bu vizyonu-projeksiyonu-stratejiyi bozmanın yolu olarak bazı ülkeler Gülen Hareketi ile AK Parti arasındaki insicamı bozmayı hedeflemiş olabilirler. Bunda da kısmen başarılı olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Olağan şüpheliler: İran, İsrail, Rusya ve Çin’dir. Yukarıda isimlerini andığım ülkelerin üçü Türkiye’de çok geniş hareket kabiliyetine sahiptir. İran, İsrail ve Rusya. Şimdi sayın Başbakan’ın şunu iyi analiz etmesi gerekiyor. Olur olmadık konularda, Hizmet hareketini hedef tahtasına koyanlar var mı etrafında? Varsa eğer, Başbakan’ın ofisine o dinleme cihazlarını koyanlarla, Başbakan’ın kulağına cemaatin adını fısıldayanlar bence aynı amaca hizmet ediyorlar. Çünkü o birilerinin patronları, Başbakan’dan ve iktidarından kurtulmanın yolu olarak, cemaatle kavgayı görüyor olmalı bir süredir. Cemaat bu oyuna gelmeyecektir. Başbakan da. Kaynak: Samanyoluhaber
AK Parti iktidarının bu süreçte en büyük desteği Gülen Hareketi’nden aldığı ise kuşkusuz bir sır değildir. İşte golabal ölçekli bu vizyonu-projeksiyonu-stratejiyi bozmanın yolu olarak bazı ülkeler Gülen Hareketi ile AK Parti arasındaki insicamı bozmayı hedeflemiş olabilirler.
 Sizce de soru bu mu olmalı?


Bence hayır.

Soru şu olmalı. Kim ya da kimler ve de hangi nedenlerle, uzunca bir   süredir , cemaatle hükümetin arasını bozacak operasyonlara girişmektedir? En başından beri sorulması gereken buydu. Geç kalındı. Kalpler kırıldı, güven  duygusu  zedelendi.

Sorunun yanıtını vermek için, Türkiye’nin, AK Parti iktidarının ve Başbakan Erdoğan’ın  dünya   sistemi  içerisinde ne anlama geldiğini iyi analiz etmek gerekiyor.

11 Eylül ile birlikte ABD Dışişleri ve akademik çevrelerinde ‘İslam  Dünyası ’ ile ilgili iki görüşün mücadelesine tanık olduk.  Bir  görüş İslam’ın demokrasi ile uzlaşmaz olduğu iddiasından hareketle, İslam  dünyasının demokratikleşmesi yönündeki çabalara karşı çıkıyordu. Bu görüş sahipleri hala yüksek sesle tezlerini dillendermeye devam ediyorlar.

Karşıt görüş ise, İslam ve demokrasinin aslında çatışmadığını ileri sürüyor, ABD ve Batı  dünyasının  müslüman ülkelerin  demokratikleşmesi yönündeki çabalarına  destek  veriyordu.

AK Parti iktidarı son 10 yıllık performansıyla işte bu ikinci görüşün uygulanabilir olduğunun kanıtı oldu. Müslüman ve demokrat  bir  partinin, son derece başarılı  ekonomi  yönetimiyle, İslam  dünyasına  örnek olması böylelikle mümkün olabilirdi.

AK Parti iktidarı, Arap Baharının başladığı dönemde bu bölgedeki muhalif hareketlerin can simidi oldu.

Arap Baharı  süreci  kuşkusuz bu bölgenin  sadece  demokratikleşmesi  süreci  değildir. Dikkatli  bir  gözle incelendiğinde , ABD’nin aslında 11 Eylül’den bu yana yapmış olduğu tehdit  değerlendirmesinin  aslında ekonomik  temelli olduğu ve bu  değerlendirmeye  göre uzun vadede Çin’in ABD’nin  ekonomi   güvenliğini  tehdit ettiğini ve ABD’nin de Çin’in  enerji  kaynaklarını kontrol etmeye matuf stratejiler  geliştirdiği   rahatlıkla görülebilir.

Suriye’nin kaybedilmesi Rusya için  bir  daha dönememek üzere Akdeniz’den kopma anlamına  gelirken , Çin açısından ise, en önemli  enerji  kaynağı İran’ın ABD’nin eline düşmesi ihtimali anlamına geliyor.

Arap Baharı  sürecinden  rahatsızlığını gizlemeyen bir önemli aktör daha var. O da İsrail’dir.

İsrail ve ABD’nin Ortadoğu vizyonları son bir kaç yıldır net bir şekilde ayrışmaktadır. İsrail açısından önemli olan bölgesel güvenlik iken, ABD için önemli olan biraz önce değindiğim gibi ekonomik güvenliktir. ABD söz konusu jeopolitik ayrışmada, İslam dünyasını yanında görmek istemektedir. ABD bölgedeki demokratikleşmeyi ve serbest piyasa ekonomilerinin gelişmesini bu yüzden desteklemektedir. Çünkü serbest piyasa ekonomileri ancak demokratik ülkelerde gelişebilir. Zira İslam dünyası ABD için aynı zamanda bir pazardır. Sermayenin oligarşik elitlerin elinden yavaş yavaş orta sınıfa akması pazarın gelişmesini sağlayacaktır. Refah düzeyinin arttığı İslam dünyasında, radikalizasyonun da önüne geçilebilecektir.

ABD’nin vizyonu kabaca budur. Arap Baharı süreci de bu vizyona son derece uygun düşmektedir.

İşte bu süreçte bir rol model haline gelen AK Parti iktidarı, Ortadoğu’da ve Avrasya’da ABD’nin en önemli müttefiki haline geldi.

AK Parti iktidarının bu süreçte en büyük desteği Gülen Hareketi’nden aldığı ise kuşkusuz bir sır değildir. İşte golabal ölçekli bu vizyonu-projeksiyonu-stratejiyi bozmanın yolu olarak bazı ülkeler Gülen Hareketi ile AK Parti arasındaki insicamı bozmayı hedeflemiş olabilirler. Bunda da kısmen başarılı olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır.

Olağan şüpheliler: İran, İsrail, Rusya ve Çin’dir.

Yukarıda isimlerini andığım ülkelerin üçü Türkiye’de çok geniş hareket kabiliyetine sahiptir. İran, İsrail ve Rusya.

Şimdi sayın Başbakan’ın şunu iyi analiz etmesi gerekiyor. Olur olmadık konularda, Hizmet hareketini hedef tahtasına koyanlar var mı etrafında?

Varsa eğer, Başbakan’ın ofisine o dinleme cihazlarını koyanlarla, Başbakan’ın kulağına cemaatin adını fısıldayanlar bence aynı amaca hizmet ediyorlar.

Çünkü o birilerinin patronları, Başbakan’dan ve iktidarından kurtulmanın yolu olarak, cemaatle kavgayı görüyor olmalı bir süredir.

Cemaat bu oyuna gelmeyecektir.

Başbakan da.

Kaynak: Samanyoluhaber

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gphaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.